| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 0 | 0 | |
| EURO | 0 | 0 | |
Bir Cuma mesajında Nisa Suresi 79 da geçen "Sana gelen bir iyilik Allah'tandir. Başına gelen kötülük nefsindendir...." Ayeti kerimesini göndermiştim. Üniversite mezunu, kendini bir çok alanda iyi yetiştirmiş bir yakınım, " O zaman Gazze'deki çocuklarda mı nefislerinden dolayı soy kırımina uğradi? Dedi. Tekrar yazdim. Cevabinda, "Karma öğretiye göre, çocukların geçmiş eylemlerinin sonucu olabilir." Diye yazdı. Konunun önemine binaen yazdıklarım aşağıdadır.
BAŞA GELEN KÖTÜLÜK NEFSİNDEN MİDİR ?
Her şey Allah'ın bilgisi ve kudreti dahilindedir. Fakat, her meydana gelen olay, insanın ahlaki açıdan suçlu olduğu anlamına gelmez. "Başına gelen kötülük nefsindendir" denilmesi, insanın kendi iradesiyle yaptığı tercihlerden sorumlu olduğunu gösterir. Aksi, Kur'an'in adalet anlayışına aykırıdır. İnsanların başına kötü bir şey gelmesi, onların kötü olduğu anlamına gelmez. Eğer bir çocuk öldürülüyorsa, çocuğu suçlamak, ayetin maksadı değildir. Burada, zulmü gerçekleştirenlerin iradesi, tercihi ve fiili sorgulanmalıdır. Gazze'deki çocuklar, zulmün faili değil, mazlumudur. Zaten " Allah, zalimleri sevmez." Allah, insanı tercihlerinden sorumlu tutar. "Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." Kehf 29. Bu ayet insanın tercih alanının bulunduğunu açıkça ortaya koyar. İnsan düşünür, karar verir, niyet eder, harekete geçer; olumlu veya olumsuz sonucuna katlanır. Sonuç olarak; Allah her şeyi bilir ve hiç bir şey O'nun bilgisi dışında değildir. "Başına gelen kendi nefsindendir" ifadesi ise insanın akıl, bilgi ve irade ve gücünü yanlış kullanarak, ortaya çıkardığı kötülüğün kendisinden kaynaklandığını açıklar. Bu nedenle, kader ile sorumluluğu, musibet ile günahı, mazlum ile zalimi birbirine karıştırmamak gerekir. Zulmün Allah'ın bilgisi ve kaderi dahilinde gerçekleşmesi, zalimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde mazlumun zulme uğraması da onun bu zulmü hak ettiğini göstermez.
ALLAH NEDEN MÜDAHALE ETMEDİ?
“Allah masum çocukların ölmesini neden engellemedi?” sorusu gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir sorudur. Fakat bu sorudan “Demek ki çocuklar geçmiş hayatlarında günah işlemişlerdi” sonucunu çıkarmak doğru değildir.
İslâm’a göre Allah insana akıl ve irade vermiş, doğru ile yanlışı bildirmiş ve insanı seçimlerinde sorumlu tutmuştur. İnsan iradesinde hür bırakılmıştır. Bu nedenle dünyada zulüm, savaş ve haksızlıkların meydana gelmesi, Allah’ın bunları sevdiği veya onayladığı anlamına gelmez. Allah’ın bir kötülüğe izin vermesi ile o kötülükten razı olması aynı şey değildir.
Kur’an açıkça şöyle buyurur:
“Allah zalimleri sevmez.” (Âl-i İmrân 3/57)
Ayrıca insanın başına gelen her acı veya ölüm, o kişinin işlediği bir günahın cezası değildir. Özellikle masum çocukların ölümünü “geçmiş hayatlarındaki günahların karşılığı” olarak açıklamak İslâm’ın ortaya koyduğu sorumluluk anlayışına uymaz.
Kur’an şöyle buyurur:
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (En‘âm 6/164)
Dolayısıyla Gazze’de öldürülen masum çocukları, bilmediğimiz bir “önceki hayatlarının günahlarıyla” açıklamak yerine, gerçek dünyadaki insan iradesini, zulmü ve sorumluluğu dikkate almak gerekir.
Reenkarnasyon meselesini ayrıca ele alacağım. Çünkü o konu sadece “Allah neden müdahale etmedi?” sorusuyla değil, insanın ölümü, yeniden dirilişi, hesap günü ve Kur’an’ın insan hayatına dair bütünlüğüyle birlikte değerlendirilmelidir.
REENKARNASYON KUR’AN’A UYGUN MUDUR?
Masum çocukların ölümünü “önceki hayatlarında yaptıkları kötülüklerin cezası” olarak açıklamak, beraberinde reenkarnasyon inancını getiriyor. Ancak Kur’an’da insanın dünyaya defalarca gelip farklı bedenlerde yaşadığına dair bir bilgi yoktur.
Aksine Kur’an insan hayatını bir defa yaşanan dünya hayatı, ölüm, berzah, ardından diriliş ve hesap şeklinde ortaya koyar.
Allah şöyle buyurur:
“Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz verilecektir.” (Âl-i İmrân 3/185)
Bir başka ayette ölümden sonra geri dönmek isteyenlerin isteği şöyle anlatılır:
“Rabbim! Beni geri döndür. Belki terk ettiğim dünyada salih amel işlerim.”
Onlara ise: “Hayır! Bu, onun söylemiş olduğu bir sözdür. Önlerinde, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” denilir. (Mü’minûn 23/99-100)
Burada dikkat çekici nokta şudur: İnsan öldükten sonra başka bir bedenle tekrar dünyaya gönderilmiyor. Önünde kıyamete kadar bir “berzah” bulunuyor.
Ayrıca Kur’an’ın adalet anlayışına göre hiç kimse başka bir hayatın hesabını taşımaz:
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (En‘âm 6/164)
Bu nedenle bir çocuğun ölümünü, “önceki hayatında yaptığı günahların cezası” şeklinde açıklamak Kur’an’dan çıkarılmış bir hüküm değildir.
İslâm’da asıl inanç şudur: İnsan bu dünyada kendisine verilen akıl ve irade ile imtihan edilir. Ölümden sonra tekrar dünyaya dönmez; Allah’ın huzurunda diriltilir ve yaptıklarının hesabını verir.
Dolayısıyla masum çocukların ölümünü açıklamak için reenkarnasyona başvurmak yerine, insanın özgürlüğünü, zulmün sorumluluğunu, dünyanın imtihan oluşunu ve ahiretteki ilahî adaleti birlikte düşünmek gerekir.
Reenkarnasyon, İslâm’ın ölüm, berzah, diriliş ve hesap anlayışının yerine konulabilecek bir inanç değildir.
Araştırmacı/Yazar
Yalçın KARTAL